• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Kur'an İncelemeleri

 
Site Menüsü

4Müddessir Suresi 26-30







Hatalı Çevrilen Ayetler



Müddessir Suresi 26-30




Hatalı Çeviri:
26. Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.
27. Sen biliyor musun sekar nedir?
28. Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.
29. İnsanın derisini kavurur.
30. Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır.



Doğru Çeviri:
26-30.Ben, “Kur’ân beşer sözüdür” diyen kimseyi yakında Sekar’a yaslayacağım. Bilir misin nedir Sekar? O, ortada tutmaz, yok da etmez. O, insan/deri için olağanüstü levhalar yapandır/susayandır/uzaktan görünendir/bir gösterge olandır. Sekar’ın üzerinedir “on dokuz.”





Bu ayetler, içerdiği sözcüklerin eş anlamlı oluşu,  mecaz anlamlarının da bulunuşu ve Rabbimizin yeni bir anlam yüklemesi sonucu müteşabih kabul edileceğinden doğal olarak tefsir ve meallerde farklı yorumları yapılmıştır. Aynı nedenle gelecekte de farklı yorumların yapılacağı muhtemeldir.


Bize göre bu ayet grubunun farklı şekillerde tevili de mümkündür. Bunun nedeni ayetlerde geçen “beşer, sekar, levvahatün” sözcüklerinin sesteş oluşları ve Rabbimizin Sakar sözcüğüne yeni bir anlam yüklemesidir.



Önce bu sözcüklerin anlam ve delaletlerini tanıtalım:

Sekar
“Sekar”ın kök anlamı “Sıcaklık beyne acı verme” demektir. Nitekim Araplar aşırı sıcaklarda “سقرته الشّمس  Sekarethü’ş-şemsü [Güneş onu şiddetle yaktı]” derler. Ayrıca “aşırı sıcak bir gün” anlamına gelen “يوم مسمقر  Yevmün müsemkırun” deyiminde de aynı fiilden türetilen “müsemkırun” sözcüğü kullanılır. “Sekar” taşıdığı bu anlamlardan dolayı cehennemin özel isimlerinden birisi olmuştur. Bu sözcük, dişil ve özel bir isimdir.[3]


Levvahatün
Levvahatün sözcüğü de sesteş bir sözcüktür.

“Levvahatün” sözcüğünün kök sözcüğü olan “levh”, tahta demektir. Gemiyi oluşturan tahtaların her birisi bu sözcükle ifade edilir. “Levh” sözcüğü ayrıca “şimşek çakması, parlamak, uzaktan görünme, yakıp kavurma, deriyi siyahlaştırma, susamışlık” anlamlarına da gelmektedir.[4]


Kamer suresi 13. ayette Nuh’un gemisindeki tahtalar için çoğul olarak kullanılmıştır. Sözcük ayrıca “ister ağaç cinsinden isterse başka bir nesneden olsun, üzerine yazı yazılan her şey için de kullanılmıştır. Buruc suresi 22. ayetteki “فى لوح محفوظ  Fi levhın mahfuz [korunmuş bir levhadadır]” ifadesinde bu anlamıyla yer almıştır.


Öyleyse “levha” sözcüğü, bu günkü ortama göre, yazı yazılan, bilgi saklanan her şey, levha, tablet, parşömen, tablo; çağdaş araçlardan ise ekran, plâk, teyp bandı, CD, disket veya hard disk gibi üzerine kayıt yapılabilen her türlü araç-gereci ifade edebilir. Sözcüğün “Levvâha” şeklindeki kullanılışı ise isimden türetilerek elde edilen ve mübalağa anlamı kazandırılan etken isim kalıbında bir kelimedir ve “fevkalâde levhalar yapan” anlamına gelir.



Sekar sözcüğüne Rabbimiz 28-30. ayetlerde yeni bir anlam yüklemiştir:
“Sekar, üzerine on dokuz konulmuş, beşer için fevkalâde levhalar yapan, sürekli tutmayan, yok da etmeyen bir şeydir.” Bu tanıma göre biz bu nesneye bu gün için “Bilgisayar” diyebiliriz.


“Sekar”ın bu anlama da gelebileceği o gün için Araplarca da Peygamberimizce de bilinmemekteydi. Sözcüğün bu anlamını bizzat Rabbimiz belirlemiştir. Bu anlam 27-30. ayetler iyi düşünüldüğünde anlaşılmaktadır. Bu, bugüne kadar gözden kaçırılmış bir husustur.


Kur’an’da aynen “سقر Sekar” gibi anlamları ilk kez bizzat Rabbimiz tarafından belirlenen bir çok sözcük vardır. Meselâ:


“يوم الدّين        Yevmiddin”,         İnfitar 17, 18;
“يوم الفصل       Yevmül fasl”,       Mürselât 14;
“سجّين           Siccin”,                Muttaffifin 8;
“علّيّين           Illıyyun”,              Muttaffifin 19;
“طارق          Tarık”,                  Tarık 2;
“عقبة            Akabe”,                Beled 12;
“ هاوية          Haviye”,               Karia 10;
“حطمة           Hutame”,             Hümeze 5;
“ليلة القدر        Leyletü’l-kadr”      [Kadir gecesi] Kadr 1, 3;
“قارعة           Karia”,                 Karia suresi 1;
“حاقّة            Hâkka”,                Hâkka suresi 3;




Beşer
“Beşer” sözcüğü “halk, insan” demektir. Tekildir, eril-dişil ayırımı yapılmadan tekil ve çoğul için kullanılır. Anlamı, insanın üzerinde kıl biten yüz, kafa ve vücudunun üst derisidir.[5]


“Beşer” sözcüğü, “el-beşeretü” sözcüğünün çoğuludur.


Bu açıklamalar doğrultusunda pasajın tevillendirilimiş anlamı (meali), şöyle olmaktadır:

a- 26-30.  Ayetler:

“Onu [Kur'an beşer sözüdür diyeni] yakında Sekar’a [cehenneme] yaslayacağım.

Bilir misin, nedir Sekar [cehennem]?

O (Sekar/cehennem), bırakmaz (baki kılmaz) ve de terk etmez (yok etmez).

O [sekar/cehennem],  deriler için yakıp kavurandır.

Onun [Sekar'ın/cehennemin] üzerinedir on dokuz.”




Bu ifadeler cehennemi ve cehennemdeki azabı anlatmaktadır. Buna benzer cehennem tasvirleri aşağıdaki ayetlerde de görülmektedir:

11.En mutsuz olacak olan kişi de ondan kaçınacaktır. 12.O kişi, en büyük ateşe yaslanacaktır.13.Sonra onun içinde ne ölecek ne de hayat bulacaktır.(A’la 11-13)


56.Şüphesiz ki âyetlerimize inanmamış şu kişileri Biz, yakında ateşe atacağız. Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye, derilerini başka deriler ile değiştireceğiz. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, en iyi yasa koyandır.(Nisa/ 56)


 
b- 26- 30.   Ayetler:

“Onu [Kur'an beşer sözüdür diyeni] yakında Sekar’a yaslayacağım

[bilgisayarla yüzyüze getireceğim].

Bilir misin nedir Sekar [bilgisayar]?

O [Sekar/bilgisayar], bırakmaz [baki kılmaz] ve de terk etmez [yok etmez].

O, beşer [insan] için fevkalâde levhalar yapandır.

Onun [Sekar'ın/bilgisayarın] üzerinedir on dokuz.”


Levhaları/tabloları insanlar için sağlayan, sürekli göstermeyen ama yok da etmeyip hafızasında saklayan şey “Bilgisayar”; bilgisayar üzerindeki “On Dokuz” ise  Kur’an’ın 19 sayısı ile şifrelenişi olabilir.



Bu durumda pasajdan şöyle bir anlam çıkarmak mümkün hale gelir:
“Kur’an’a beşer sözü diyenler, yakında üzerine on dokuz konulmuş, beşer için fevkalâde levhalar yapan, sürekli tutmayan, yok da etmeyen Sekar denilen şeyle tanışacaklar. Baksınlar, düşünsünler bakalım, Kur’an beşer sözü olabilir mi?”


İşte, 26. ayette “yakında” diye ifade edilen gün gelmiş ve insanlar bilgisayarı bulmuştur. Bilgisayarla birlikte Kur’an’la ilgili 19 mucizesi gündeme gelmiştir. Bu öyle bir mucizedir ki, bir beşer tarafından becerilme ihtimali matematiksel olarak imkânsızdır.


Beşer, Sekar ve Levvâha sözcükleriyle surede birkaç kez cinas sanatı yapılmıştır. Cinas, edebiyat terimi olarak manaları farklı, yazılış ve söylenişleri aynı veya benzer olan iki veya daha fazla kelimenin nazım veya nesirde bir arada kullanılmasıdır. Cinasın faydası muhatapta dinleme arzusu uyandırmasıdır.



“Levh” sözcüğünün diğer anlamları dikkate alındığında 29. ayet aşağıdaki anlamlar ile de açıklanabilir:

1-Beşere susamış

2-Beşere uzaktan görünen

3-Beşer için bir gösterge



c- Sekar vicdan azabıdır.  Paragrafta yapılan tanımlamalar, insan hafızasını ve insanın vicdan azabı çekişini bildirmektedir. Ki Rabbimiz, Kur’an’ın hak kitap olduğunu kabul etmeyenlerin ruh hallerini bize açıklamıştır:

Hıcr: 2.Zaman zaman kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan kişiler, ‘Keşke Müslüman olsaydık!’ temennisinde bulunacaklar.

12.Böylece Biz Kur’ân’ı, suçluların kalplerine sokarız.
200,201.Böylece onu günahkârların kalplerine soktuk. Onlar acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.(Şuara/200,201)

 
Bu ayet gruplarında, kâfirlerin Kur’an karşısındaki akılsız ve inatçı tutumları ile akıbetleri bildirilmektedir. Bu şüpheci akılsızlar her ne kadar tehdit edildikleri azabın hemen getirilmesini isteyerek inanmaz görünseler de, kafalarının içinde daima bir “acaba?” taşımaktadırlar. Yani, görünüşte inanmaz bir tavır sergileseler de, içlerinden “Ya doğruysa, ya varsa?” diye şüpheye düşmekte ve huzursuz olmaktadırlar:


Bu nedenle, Şuara/200’deki “Böylece onu günahkârların kalplerine soktuk” ifadesini şu şekilde takdir etmek mümkündür: “Biz Kur’an’ı kendi dillerinde indirmek suretiyle gayet iyi anlaşılır kılmakla onların kalplerine öyle bir soktuk ki…”


Bu ayetlerde, o günün zorlu kâfirlerinin gün gelip pişman olacakları bildirilmektedir. Bu pişmanlıkları ölüm anındaki ve ahiretteki pişmanlıkları değil, dünyadaki pişmanlıklarıdır. Çünkü her ne kadar inanmamış olsalar bile, Allah’ın afak ve enfüsteki ayetlere dikkat çekerek bu mucizeleri Kur’an ile âdeta tüm gözlere sokması karşısında zaman zaman “Keşke ben de müslüman olsaymışım!” diye temennide bulunmaktadırlar.


Gerçekten de Kur’an’ın etkin mesajının ciğerlerine işlemesi sonucu sürekli tedirgin olan Mekkeli müşriklerin birçoğu, hicretten önce veya sonra pişman olmuşlardır.



İnkarcıların dünyada duyacakları bu pişmanlıktan başka, ölüm anındaki ve ahiretteki pişmanlıkları da birçok ayette konu edilmiştir:
44,45.Ve sen insanları, azabın geleceği gün ile uyar. Artık şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapan o kimseler, “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin davetine uyalım ve elçilere tâbi olalım.” derler. –Daha önce siz, sizin için bitişin/tükenişin/yok oluşun olmadığına dair yemin etmemiş miydiniz? Hem siz, şirk koşarak kendilerine haksızlık edenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl yaptığımız size apaçık belli olmuştu. Ve size örnekler de vermiştik.–(İbrahim/44, 45)

 
Kâfirlerin pişman olacaklarını bildiren bu ayetler, sıkıntı içinde yüzen müminler için de kâfirlerin baskılarından kurtulacakları ve küfre karşı galip gelecekleri anlamına gelmesi sebebiyle bir müjde niteliğindedir.


On Dokuz
“On dokuz” ifadesine gelince: Kimine göre bu rakam cehennemdeki görevli meleklerin [zebanilerin] sayısıdır. Kimine göre haftanın yedi günü ve senenin on iki ayı [7+12] olmak üzere azaptaki sürekliliğin anlatımıdır. Kimine göre “on” sayısı, “0n, yirmi, otuz, …..” gibi gurupların ilkidir; “dokuz” sayısı da sıra sayıların sonuncusudur. Bunlar çokluktan kinaye olarak kullanılırlar.


Bize göre ise bu ayetler müteşabihtir; birbirine benzer birden çok güzel anlamları vardır.  Bu anlamların tevili [önceliklenmesi], kendini Kur’an’a veren gayretli ilim adamlarını beklemektedir.


Resmi mushaftaki 30 ayetteki “on dokuz” ifadesi, Kur’an üzerinde on dokuz var” şeklinde anlaşılınca, bazı insanlar Kur’an üzerinde matematiksel özellikler arama cihetine gitmişlerdir. Yapılan araştırmalar sonucunda şaşırtıcı matematiksel özellikler, uyumlar ve ilişkiler ortaya çıkmıştır.



Örneğin:

Ayların sayısının 12 olduğunu bildiren Kur’an’da “ay” anlamına gelen “شهر  şehr” kelimesi de 12 defa tekrarlanmaktadır.


Dünya etrafındaki eliptik turunu 27 günde tamamlayan Ay, Arapçadaki karşılığı olan  “قمر  Kamer” ismiyle Kur’an’da tam 27 defa geçmektedir.


Gün anlamına gelen “يوم  yevm” kelimesi Kur’an’da 365 defa, “günler” anlamına gelen “يومين  yevmeyn” ve “ايّام eyyam” kelimeleri ise 30 defa tekrarlanmaktadır. Bu sayılar, Dünya’nın Güneş etrafındaki bir turunda geçen 365,25 gün sayısının ve Ay takvimindeki bir aya karşılık gelen 29,53 gün sayısının yuvarlanmış hâline eşittir.


Sıcak-soğuk, dünya-ahiret, ümit-korku, sıkıntı-huzur, adalet-zulüm, yarar-zarar gibi bazı zıt anlamlı kelimeler de Kur’an’da eşit sayılarda tekrarlanmıştır.


Yıl anlamına gelen “sene” kelimesi, Kur’an’da tekil haliyle 7, çoğul hâliyle 12 kez olmak üzere toplam 19 defa tekrarlanmıştır. Bu rakam, Güneş, Dünya ve Ay’ın aynı hizaya geldiği ve “Meton Devri” ya da “Ay Çevrimi” adı verilen bir dönemdeki yıl sayısı olan 19′a eşittir. 19 yıllık bu dönemde, ay takvimine göre 355 gün süren 7 artık yıl ve 354 gün süren 12 tam yıl vardır. Bunlara ilâve olarak Kur’an’da Güneş ve Ay’ın aynı ayette zikredildiği ayet sayısı da 19′dur.


Bilgisayar yardımıyla yapılan bu tarz araştırmalar, Kur’an tarafından dikkat çekilen 19 sayısı üzerinde de yoğunlaştırılmış, 19 rakamına dayalı pek çok örnek tespit edilmiştir. Bu örnekler birçok eserde detaylı olarak yer almış durumdadır.


Matematik bilimcileri, Kur’an’ın kelime yapıları, harf sayıları ve harf gruplarından yola çıkarak Kur’an’da matematiksel birçok olağanüstü yapılar ve kurgular tespit etmişlerdir. Bu tespitler, geçmişteki “Hurufîlik” ve “Batınîlik” ekollerinin bu meseleye yaklaşımlarından farklıdır. Bilindiği gibi Hurufiler ve Batıniler, ayetlerin gerçek anlamından uzaklaşıp ayetlerden kendi sistemlerine göre anlam çıkarmaya uğraşırlar; ayetlerin zahiri/açık anlamlarına itibar etmezler.


Bu özellikle itibariyle de, Bakara suresinin 23 ve 24; Yunus suresinin 38; Hud suresinin 13; İsra suresinin 88 ve Tur suresinin 33, 34. ayetlerindeki “Kur’an’ın bir tek suresinin bile asla benzerinin meydana getirilemeyeceği” hakkındaki iddia, bu özellikler ile de kimsenin itiraz edemeyeceği matematiksel bir ispata dönüşmüştür. Böylece Hicr suresinin 9. ayetinde verilen “Kur’an’ın korunduğu” hakkındaki ilahi teminatın mahiyeti de anlaşılmış olmaktadır. Buna göre Kur’an matematiksel bir sisteme sahiptir ve en ufak bir tahrif girişimi bile sistemi bozmakta, bu nedenle de derhal fark edilmektedir. Bilgisayar yardımıyla bile olsa sistemin bir insan tarafından plânlanması mümkün olmadığı gibi, girişilebilecek herhangi bir tahrif işlemiyle yeni ve sahte bir sistemin kurulması da imkânsızdır.


Bu açıklamalardan sonra bu pasajla ilgili olarak şunu da diyebiliriz ki, Arapça dilbilgisi kurallarına göre ismi adetlerin (sayıların), mâdudunun da sayıyla birlikte verilmesi gerekir. Ama “ondokuz” ifadesinin devamında teknik olarak “ondokuz ifadesinin mâdudu bulunmamaktadır. 31. Ayetin teknik özellikleri dikkate alındığında bu ayetin Medeni olduğu, bu ayetin buraya sehven veya kasıtlı tertip edildiği de anlaşılır. Surenin devamına göz atıldığında, otuz altıncı ayetin teknik olarak otuzuncu ayetin devamı yani ismi adedin madudu; temyizi olduğu görülür.


Bu durumda paragrafın tertibi “Sekar’ın üzerinde,  beşer için; sizden, öne geçmek/ilerlemek veya arkaya kalmak/geride kalmak isteyen kişiler için, on dokuz uyarıcı vardır” şeklinde olacaktır. Bizim kanaatimiz de bu yöndedir. Bu açıklamadan sonra Kur’an erlerini, Kur’an’daki “ondokuz uyarıcı”yı tespit etmeye davet ediyoruz. Bir de “on dokuz” sayısının çokluktan kinaye olduğu kabulünden hareketle “Sekar’ın üzerinde,  beşer için; sizden, öne geçmek/ilerlemek veya arkaya kalmak/geride kalmak isteyen kişiler için, nice uyarıclar vardır” anlamı elde edilecektir.*



*İşte Kuran, Müddessir Suresi




Yorumlar - Yorum Yaz
Site Haritası
Takvim