• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Kur'an İncelemeleri

 
Site Menüsü

53Yusuf Suresi 36-42




Hatalı Çevrilen Ayetler


53Yusuf Suresi 36-42


Hatalı Çeviri:
36. Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.

37. (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.

38. Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

39. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?

40. Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

41. Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.

42. Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki beni çıkarır). Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha zindanda kaldı.




Doğru Çeviri:
36Ve zindana o'nunla birlikte iki delikanlı girdi. Onlardan birisi: “Şüphesiz ben, kendimi şarap sıkarken gördüm” dedi. Öteki de: “Şüphesiz ben başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun te’vîlini haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik/güzellik üretenlerden görüyoruz” dedi.

37-41Yûsuf: “Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun te’vîlini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ben, Allah'a inanmayan bir toplumun –ki onlar âhireti bilerek reddedenlerin; inanmayanların ta kendileridir– dinini, yaşam tarzını terk ettim. Ve atalarım İbrâhîm, İshâk ve Ya‘kûb'un dinine, yaşam ilkesine uydum. Bizim, Allah'a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara bir armağanıdır. Velâkin insanların çoğu kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödemiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rabbler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı? Sizin, O'nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız konusuna Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, Kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru/koruyan dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de kent yaşamından uzaklaştırılıp çiftliklerde tarım işçiliği yapacak, taş ocaklarında çalışacak da kuşlar onu başından yiyecekler. İşte hakkında fetva istediğiniz iş gerçekleşti” dedi.

42Ve Yûsuf o iki kişiden, kurtulacağını kesin olarak bildiği kişiye, “Efendi/hükümdar edindiğin kişinin yanında beni an!” dedi. Sonra benliği ona hatırlatmayı terk ettirdi. Böylece Yûsuf, beş-on sene zindanda kaldı.



36Ve zindana o'nunla birlikte iki delikanlı girdi. Onlardan birisi: “Şüphesiz ben, kendimi şarap sıkarken gördüm” dedi. Öteki de: “Şüphesiz ben başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun te’vîlini haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik/güzellik üretenlerden görüyoruz” dedi.

37-41Yûsuf: “Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun te’vîlini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ben, Allah'a inanmayan bir toplumun –ki onlar âhireti bilerek reddedenlerin; inanmayanların ta kendileridir– dinini, yaşam tarzını terk ettim. Ve atalarım İbrâhîm, İshâk ve Ya‘kûb'un dinine, yaşam ilkesine uydum. Bizim, Allah'a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara bir armağanıdır. Velâkin insanların çoğu kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödemiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rabbler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı? Sizin, O'nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız konusuna Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, Kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru/koruyan dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de kent yaşamından uzaklaştırılıp çiftliklerde tarım işçiliği yapacak, taş ocaklarında çalışacak da kuşlar onu başından yiyecekler. İşte hakkında fetva istediğiniz iş gerçekleşti” dedi.



Bu ayetlerde Yusuf’un zindan hayatından bir kesit nakledilmektedir. İki zindan arkadaşı kendi haklarında gördükleri görüntüleri Yusuf’a anlatmışlar, Yusuf da bu görüntüleri tevil etmeden önce hapishane arkadaşlarına net bir tevhit dersi vermiştir.

Zindan arkadaşlarının Yusuf’a "Şüphesiz biz seni iyileştirenlerden görüyoruz" demeleri, onun boş durmayıp salihatı işlediğini ve zindanda saygı duyulan, değer verilen bir konumda olduğunu göstermektedir. Nitekim gördükleri görüntüleri anlatmak suretiyle Yusuf’a içlerini dökmüşler, dertlerini açmışlar, çözüm için ona müracaat etmişlerdir. Bu hususta Kitab-ı Mukaddes’te şunlar yazılıdır:

Ve gardiyan zindanda daha önce tutuklu bulunan tüm mahkûmları Yusuf'un eline teslim etti. Böylece ne yaptılarsa, onu Yusuf yapmış oldu. Gardiyanın izlediği hiçbir şey yoktu ki Yusuf'un eli altından çıkmış olmasın. [Tekvin; 39. Bab, 22, 23. cümleler]

Yusuf’un görüntüleri tevil etmeden önce yanındakilere verdiği tevhit dersi çok dikkat çekicidir. Yusuf’un buradaki sözleri, ancak vahy ile muhatap olup elçilik görevi almış birinin sözleridir:

"Şüphesiz ben Allah’a inanmayan bir kavmin -ki onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir- milletini terk ettim. Ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un milletine uydum. Bizim, Allah’a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara bir lütfudur. Velâkin insanların çoğu şükretmiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rabler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı? Sizin, Allah’ın astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Ona [bunlara tapmanız konusuna] Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."

Yusuf peygamberin bu konuşmasında geçen "Ayrı ayrı birçok rabler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı?" sözleriyle yaptığı mukayese tarzındaki uyarı Neml suresinde de yer almaktadır:

* De ki: "Tüm övgüler, Allah'a mahsustur; başkası övülemez. Esenlik, güvenlik de seçip arı-duru hâle getirdiği kullarınadır. Allah mı hayırlıdır, yoksa onların ortak koştuğu şeyler mi?" Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır ya da gökleri ve yeryüzünü oluşturan, gökten sizin için su indiren mi? Sonra da Biz onunla, bir ağacını bile bitirmenizin söz konusu olmadığı güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Aksine onlar şirk koşmak sûretiyle yanlış; kendi zararlarına işte devam eden bir toplumdur. Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır ya da yeryüzünü barınak yapan, aralarında nehirler oluşturan, onun için sabit dağlar koyan ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber bir ilâh mı var? Tam tersi onların çoğu bilmiyorlar. Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır ya da kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve kötülüğü gideren, sizi yeryüzünün halifeleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Çok az düşünüyorsunuz! Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size kılavuz olan, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile beraber bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir. Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır ya da önce oluşturmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: "Eğer doğru kimseler iseniz, kesin delilinizi getiriniz!" [Neml/59-64]

Yusuf peygamberin, konuşmasına başlarken "Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tevilini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir" diyerek kendisinin bir kâhin olmadığını, yapacağı tevillerin gerçeği ifade ettiğini haber vermesi ve tevhit dersinden sonra da arkadaşlarının gördükleri görüntüleri tevil etmesi, ona "tevil mucizesi" verildiğinin, yani peygamber yapıldığının bir başka göstergesidir.

TEVİL

"Tevil" sözcüğü, "geriye dönüş" şeklindeki kök anlamından değişerek "tedbir [arkalaştırma]" yani birinci, ikinci, üçüncü şeklinde "ardı ardına dizmek, sıralamak, öncelik sırasına koymak" anlamlarında kullanılır. Burada vizyonlara ait birçok benzer olay ortaya atılabilir. Bunların tevili, bu olayların en uygun olanının tercih edilmesi, benimsenmesidir.

Bu ayetlerde anlatılan olaylar, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin; 40. babında yer almaktadır.



42Ve Yûsuf o iki kişiden, kurtulacağını kesin olarak bildiği kişiye, “Efendi/hükümdar edindiğin kişinin yanında beni an!” dedi. Sonra benliği ona hatırlatmayı terk ettirdi. Böylece Yûsuf, beş-on sene zindanda kaldı.



Ayetten anlaşıldığına göre, Allah’ın verdiği ilim sayesinde Yusuf peygamberin yaptığı tevil gerçekleşmiş, ne var ki, kurtulacağını söylediği kişi Yusuf peygamberin tembihini efendisinin yanında söylememiş ve o da zindanda kalmaya devam etmiştir.

Kurtulan kişiye o tembihi hatırlatmayı terk ettiren şeytan o kişinin kendisi, yani kendi şeytanı, iblisidir. Çünkü Rabbimizin bildirdiği gibi, şeytanın herhangi bir zorlama gücü yoktur. Dolayısıyla o kişi, unuttuğundan ya da kendisine unutturulduğundan değil, işine gelmediği, kendisi istemediği için efendisine Yusuf peygamberden bahsetmemiştir.

Ayetin orijinalinde geçen النّسيان[nisyân] sözcüğü "unutmak" olarak meşhurlaşmıştır; ancak sözcüğün esas anlamı " ضدّ الذّكر والحفظ zıddu'z-zikri ve'l hıfz [söylememek, anmamak ve akılda tutmamak]"tır. [Lisanü’l-Arab; c: 8, s: 544] Buna göre, "nisyân" sözcüğü "bile bile terk etme"yi, "değer vermeme"yi, "umursamama"yı ifade eder. "Hatırlamamak, unutmak" kavramları da bu sözcükle ifade edilmekle beraber, Kur’an’daki bütün "nisyân" sözcükleri için daima "umursamamak, ağza almamak" anlamı da itibara alınmalıdır.
Sonuç olarak, zindan arkadaşının Yusuf peygamberden efendisine bahsetmeyi unutması mazeret niteliğindeki normal bir unutma değil, genç arkadaşının Musa peygambere "Hut’u unuttum" (Kehf/60) demesi gibi, "umursamamak, önemsememek, bile bile terk etmek" anlamında, suç niteliğinde bir unutmadır.

"Senelerin küsurunca [3 ila 10 yıl]" olarak çevirdiğimiz ifadenin orijinali, " بضع سنين biz’ı siniyn"dir. " بضعBiz’ı" sözcüğü "3 ila 10 arasında" demek olup buna "3 ila 9 veya 4 ila 9 arasında" diyenler de vardır. [Lisanü’l-Arab c: 1, s: 438, "bz’ı" mad.]

Buradaki gibi, alt ve üst sınırı belli aralıktaki sayılar dilimizde "küsur" olarak ifade edilmektedir. Meselâ on ila yirmi yıl arasındaki süreler "on küsur yıl" veya yüz lira ile iki yüz lira arasındaki fiyatlar "yüz küsur lira" olarak söylenir. Bizim de çevirimizi "senelerin küsuru" şeklinde yapmamızın sebebi budur. Yusuf önce kısa süre için zindana atılmış olmasına rağmen, ayetten anlaşıldığına göre, planlanandan daha uzun süre hapiste kalmıştır.

Ayette geçen " ظنّzann" sözcüğü burada "kesin bilgi" anlamındadır. "Zann" sözcüğünün Kur’an’daki kullanımı ile ilgili detay Sad suresinin sonunda bulunan "Zann" başlıklı yazımızda mevcuttur.*




*İşte Kuran, Yusuf Suresi





Yorumlar - Yorum Yaz
Site Haritası
Takvim