• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Kur'an İncelemeleri

 
Site Menüsü

43Fatır Suresi 32-39



Hatalı Çevrilen Ayetler


43Fatır Suresi 32-39


Hatalı Çeviri:
32. Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.
33. (Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.
34. (Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.
35. O (Rab) ki lütfuyla bizi asıl oturulacak yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir.
36. İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız.
37. Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.
38. Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir.
39. Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.


Doğru Çeviri:
32,33Sonra Biz, Kitab'ı kullarımızdan, süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Şimdi de onlardan bazıları kendilerine haksızlık eden, bazıları orta yolu tutan/ikili oynayan, bazıları da Allah'ın izniyle/ bilgisiyle hayırlarda önde gidenlerdir. İşte bu, büyük armağanın; Adn cennetlerinin ta kendisidir. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bileziklerle ve incilerle süsleneceklerdir. Oradaki elbiseleri ipektir. 34,35Onlar orada, “Tüm övgüler, bizden o üzüntüyü gideren ve bizi armağanlarından, kendisinde bize yorgunluk gelmeyen, kendisinde bizim için usanç olmayan, durulacak bu yurda girdiren Allah'a özgüdür; başkası övülemez. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve çok karşılık vericidir” derler.

36Ve şu kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden şu kişiler, cehennem ateşi kendileri için olanlardır. Onlar hakkında hüküm verilmez ki ölsünler. Kendilerinden, cehennem ateşinin birazı da hafifletilmez. İşte Biz, kâfir; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden her aşırı kimseyi böyle cezalandırırız. 37Ve onlar, orada; cehennemde feryat ederler: “Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapmış olduklarımızdan başka düzgün amel yapalım.” –Size, sürekli düşünüp öğüt alan kişilerin, içindekileri sürekli düşünüp öğüt alacağı şeyi; gönderdiğimiz kitabı tanıyacağınız, düşünüp öğüt alacağınız kadar ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın! Artık şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar için bir yardımcı da yoktur.–

38Kesinlikle, Allah göklerin ve yerin görülmeyenini, duyulmayanını, sezilmeyenini bilendir. Hiç şüphesiz O, göğüslerin içindekini çok iyi bilendir.

39O, sizi yeryüzünde halifeler yapandır. Artık kim küfrederse; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddederse, küfrü; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedetmesi kendi zararınadır. Ve kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin küfrü; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmeleri, Rablerinin katında kendilerine sadece buğzu artırır. Ve kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin küfrü; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedetmeleri kendilerine sadece zararı artırır.



32,33Sonra Biz, Kitab'ı kullarımızdan, süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Şimdi de onlardan bazıları kendilerine haksızlık eden, bazıları orta yolu tutan/ikili oynayan, bazıları da Allah'ın izniyle/ bilgisiyle hayırlarda önde gidenlerdir. İşte bu, büyük armağanın; Adn cennetlerinin ta kendisidir. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bileziklerle ve incilerle süsleneceklerdir. Oradaki elbiseleri ipektir. 34,35Onlar orada, “Tüm övgüler, bizden o üzüntüyü gideren ve bizi armağanlarından, kendisinde bize yorgunluk gelmeyen, kendisinde bizim için usanç olmayan, durulacak bu yurda girdiren Allah'a özgüdür; başkası övülemez. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve çok karşılık vericidir” derler.


32–35. Ayetler:

32,33Sonra Biz, Kitab'ı kullarımızdan, süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Şimdi de onlardan bazıları kendilerine haksızlık eden, bazıları orta yolu tutan/ikili oynayan, bazıları da Allah'ın izniyle/bilgisiyle hayırlarda önde gidenlerdir. İşte bu, büyük armağanın; Adn cennetlerinin ta kendisidir. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bileziklerle ve incilerle süsleneceklerdir. Oradaki elbiseleri ipektir. 34,35Onlar orada, "Tüm övgüler, bizden o üzüntüyü gideren ve bizi armağanlarından, kendisinde bize yorgunluk gelmeyen, kendisinde bizim için usanç olmayan, durulacak bu yurda girdiren Allah'a özgüdür; başkası övülemez. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve çok karşılık vericidir" derler.


32. ayette kullardan bir kısmına miras bırakıldığı bildirilen kitap, insanlığa ilk indirilen Kitap’tır. İlk Kitap’ın İbrahim peygambere indirildiği kabul edilirse, Kitap’a vâris olanlar da o günden sonra yaşamış olan insanlardır. "Seçtiklerimize" ifadesinden anlaşıldığına göre, insanlar arasında bu mirasa lâyık olan seçkinler olduğu gibi, akıllarını kullanmayan ve Kitap’a vâris olma başarısını gösteremeyenler de vardır.

Kitap’ın miras bırakıldığını bildiren ifade ayrıca şu anlama da gelmektedir: İnsanlığa ilk gelen kitap ile son kitap arasında fark yoktur. Vahyin temeli birdir. Nitekim Kur’an’da geçmiş kitaplara atıfta bulunan pek çok ayet vardır. Özellikle Necm suresinin 36–45. ayetlerinde belirtilen hükümlerin İbrahim ve Musa peygamberlere indirilen kitaplarda da var olduğu çok açık bir ifade ile bildirilmiştir:

33Peki, o yüz çeviren kişiyi gördün mü/hiç düşündün mü? 34O, azıcık verdi ve inatla sıkıca tuttu. 35Geçmişin geleceğin bilgisi onun yanında mı da, o da onu görüyor? 36Ya da bilgilenmedi mi Mûsâ'nın sayfalarındakiler ile? 37Ve de, o çok vefalı İbrâhîm'in sayfalarındakiler ile; "38Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın günahını çekmez. 39Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. 40Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir. 41Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir. 42Hiç kuşkusuz, son varış yalnızca Rabbinedir. 43Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur, ağlatan da... 44Hiç kuşkusuz, öldüren de O'dur, dirilten de... 45,46Hiç kuşkusuz, Allah yaratmayı plâna koyduğu zaman iki çifti; erkeği ve dişiyi bir nutfeden/spermden oluşturan da O'dur. 47Hiç kuşkusuz, öteki yaratılış da sadece O'nun işidir. 48Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O'dur, nimete boğan da... 49Hiç kuşkusuz, Şi’ra’nın/bilginin, bilincin Rabbi de O'dur." [Necm/33–49]

13Allah, dinden Nuh'a yükümlülük olarak ulaştırdığı şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Mûsâ’ya ve İsa'ya yükümlülük olarak ulaştırdığımız şeyi yaşam yolu yaptı: "Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin." Senin kendilerini davet ettiğin şey, ortak koşan kimselere ağır geldi. Allah, dilediğini kendine seçer ve kalpten yöneleni de o davet edilene kılavuzlar. (Şura/13)

32. ayetin bildirdiği bir diğer husus da insanların hepsinin aynı olmadığıdır. Ayete göre insanların bir kısmı "zalim"ler [kâfirler, müşrikler], bir kısmı "muktesıt"ler [orta yol tutanlar; iman ile küfür arasında bir yol tutanlar; hem inanmış hem inanmamış olanlar; münafıklar] ve bir kısmı da "hayırlarda önde giden"lerdir [iyiler; müminler; müttekiler]. Bu sınıflama içinde yer alan "muktesit"lerden başka ayetlerde de söz edilmiştir:

32Ve gölgeler gibi bir dalga onları bürüdüğünde, O'nun için dini arındırarak Allah'a yalvarırlar. Ama ne zaman ki karaya çıkararak kurtardı, onlardan bir kısmı orta yolu tutar [iman ile Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetme arasında bir yol tutar, ikili oynar]. Ve bizim âyetlerimizi ancak, tam hain ve tam nankör olan kimseler bile bile inkâr eder. [Lokman/32]

66Ve hiç kuşkusuz eğer onlar Tevrât'ı, İncîl'i ve kendilerine Rablerinden indirilen Kur’ân'ı ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından [her yönden] besleneceklerdi. Onlardan bir kısmı orta yol tutan; bazısına inanıp bazısına inanmayan, inanmadığı hâlde inanmış gözüken önderli bir toplumdur. Ve onlardan çoğunun yapmakta oldukları ne kötüdür! [Maide/66]

"Muktesıt"lerin kimler oldukları ise Nisa suresinde açıklanmıştır:

150,151Allah'a ve elçilerine inanmayarak küfreden; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden, "Biz, bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız" diyerek Allah ve elçilerinin arasını ayırmayı isteyen ve böylece imanla küfür; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetme arasında bir yol tutmaya çalışan kimseler; işte onlar, kâfirlerin; gerçek Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin ta kendileridir. Ve Biz, kâfirlere; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimselere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. [Nisa/150–151]

Dikkat edilirse bu sınıflamada kâfirler "zalim" ve "muktesıt" olarak iki grupta toplanmış, müminler ise "hayırlarda önde giden" nitelemesi ile tek grup olarak gösterilmiştir. Bu sınıflamaya göre iman konusunda orta yol, ılımlılık yoktur; iman uç noktadır ve sentez kabul etmez.

Buradaki sınıflama ile insanların ahiretteki durumlarına göre sınıflandığı Vakıa suresindeki sınıflama birbirine karıştırılmamalıdır. Vakıa suresinde sınıflananlar ahiretteki insanlardır. Kâfirler ahirette "solun ashabı" diye nitelenerek tek sınıf halinde gösterilirken, müminler "önde olanlar" ve "sağın ashabı" diye nitelenerek iki sınıf halinde gruplanmıştır.
32–35. ayetlerde verilen mesajlar, başka ayetlerde farklı ifadelerle yer almıştır:

45Sen, sana kitaptan vahyedileni oku/izle ve salâtı ikame et [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumu oluştur-ayakta tut]. Kesinlikle salât [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumu], aşırılıktan, kötülükten alıkoyar. Ve Allah'ın anılması, elbette daha büyüktür. Ve Allah, yapıp ürettiğiniz şeyleri bilir.
46Kendilerinden, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar hariç, Kitap Ehli ile ancak en güzel bir yolla mücâdele ediniz ve: "Biz, bize indirilene ve size indirilene inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir. Biz, sadece Allah için islamlaştıran kimseleriz" deyiniz.
47Ve işte böylece Biz, sana Kitab'ı indirdik de kendilerine Kitap verdiklerimiz Kur’ân'a inanıyorlar. Ve ehli kitabın dışındakilerden/Araplardan da ona inananlar vardır. Ve Bizim âyetlerimizi ancak, kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek örtbas eden kimseler bile bile reddeder.
48Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; sen Kur’ân'ı kendiliğinden yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı, bâtıla inananlar kesinlikle kuşku duyacaklardı.
49Tam tersi Kur’ân, kendilerine bilgi verilenlerin sinelerinde apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi de ancak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar bile bile reddederler. [Ankebut/45–49]

29Ve de ki: "O gerçek, Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin/inanmasın." Şüphesiz Biz, şirk koşarak yanlış, kendi zararlarına iş yapanlar için duvarları, çepeçevre onları içine almış bir ateş hazırladık. Ve eğer yağmur yağsın isterlerse, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su yağdırılır. O, ne kötü bir içecektir! Dayanma/sığınma yeri olarak da ne kadar kötüdür!
30Şüphesiz iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapanlar; şüphe yok ki Biz, işi güzel yapanların karşılığını kaybetmeyiz.
31İşte onlar, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar, orada koltuklarına yaslanmış olarak altından bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyecekler. O ne güzel karşılıktır! Ve ne güzel kalma yeri! [Kehf/29–31]

Ve Hacc/23, İnsan/22,Hakkah/24.

Bu ayet gurubunda cennetlerdeki mutlu inanların dualarını da görmekteyiz. Aynı duayı Yunus/9, 10. Ayetlerde de göreceğiz.
9Hiç şüphesiz iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan şu kimseler; imanlarından dolayı Rableri kendilerine kılavuz olur. Bol nimetli cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar durur.
10Onların oradaki duaları, "Allah'ım! Sen her türlü eksiklikten arınıksın!"dır. Ve onların oradaki selâmlaşmaları, "Selâm"dır [sağlık, esenlik, mutluluktur]! Dualarının sonu da, "Tüm övgülerin, Âlemlerin Rabbi Allah'a olduğu!"dur.


36Ve şu kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden şu kişiler, cehennem ateşi kendileri için olanlardır. Onlar hakkında hüküm verilmez ki ölsünler. Kendilerinden, cehennem ateşinin birazı da hafifletilmez. İşte Biz, kâfir; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden her aşırı kimseyi böyle cezalandırırız. 37Ve onlar, orada; cehennemde feryat ederler: “Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapmış olduklarımızdan başka düzgün amel yapalım.” –Size, sürekli düşünüp öğüt alan kişilerin, içindekileri sürekli düşünüp öğüt alacağı şeyi; gönderdiğimiz kitabı tanıyacağınız, düşünüp öğüt alacağınız kadar ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın! Artık şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar için bir yardımcı da yoktur.–


Bu ayetlerde konu edilen inkârcılar, 32. ayette sözcü edilen "zalim"ler ve "muktesıt"lerdir. Rabbimiz, müminlerin [hayırlarda önde gidenlerin] akıbetlerini bundan önceki ayetlerde bildirdikten sonra, bu ayetlerde de kâfirlerin akıbetlerini açıklamakta ve onları kınayarak kalplerine korku salmaktadır. Zalimlerin burada konu edilen durumları, insanların bu kötü sondan sakınmaları için Kur’an’da birçok kez yer almıştır:

* Gerçek şu ki, her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ölmez ve dirilmez. [Ta Ha/74]

* Şüphesiz ki günahkârlar cehennem azabında süreklidirler. Kendilerinden hafifletilmeyecektir. Onlar, orada da ümitsizlerdir. Ve Biz, onlara haksızlık etmedik, fakat onlar, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapan kimselerin ta kendileri idiler. Ve onlar seslenirler: "Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin." Mâlik: "Şüphesiz siz, böyle kalacaksınız" dedi. Andolsun ki Biz size hakkı getirdik. Velâkin sizin çoğunuz hakkı çirkin görüyorsunuz. [Zühruf/74–78]

Ve Nebe/30, Mülk/8, 9 ve Nisa/56.


38Kesinlikle, Allah göklerin ve yerin görülmeyenini, duyulmayanını, sezilmeyenini bilendir. Hiç şüphesiz O, göğüslerin içindekini çok iyi bilendir.


Bu ayet özellikle muktesıt [ılımlılar] olarak nitelenen münafıklara yöneliktir. Çünkü "inanmış insan" görüntüsü vermelerine karşılık, kalplerindeki gerçek inançlarını bildiği için Yüce Allah’ın onlara kalplerinde gizledikleri inançlarına göre muamele yapacağı mesajı verilmektedir. Aslında bu ikiyüzlüler ve müşrikler, öldükten sonra tekrar dünyaya döndürülseler bile yine münafıklıklarına ve şirklerine devam edecek yapıdadırlar. Onların bu özellikleri başka ayetlerde de belirtilmiştir:

* Aksine, işin aslı daha önce gizleyip durdukları açığa çıktı. Geri çevrilselerdi yine yasaklandıkları şeye kesinlikle dönmüşlerdi. Evet onlar gerçekten yalancıdırlar. [En’âm/28]


39O, sizi yeryüzünde halifeler yapandır. Artık kim küfrederse; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddederse, küfrü; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedetmesi kendi zararınadır. Ve kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin küfrü; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmeleri, Rablerinin katında kendilerine sadece buğzu artırır. Ve kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin küfrü; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedetmeleri kendilerine sadece zararı artırır.


Bu ayette Rabbimiz, 16, 17. ayetlerdeki "dilerse" ifadesine atıfta bulunarak âdeta "Yeryüzünde sizden evvel başkaları vardı, onları yok ettik, onların yerine sizi getirdik. Aklınızı başınıza alın, kâfirliğin zararı kendinizedir. Sürekli Rabbinizin buğzunu artırıyorsunuz. Aklınızı başınıza alıp kendinizi zarardan kurtarın. Geçmiş kavimlerin kendilerinden daha önceki kavimlerden ders almadıkları gibi, sizler de aynı tavrı sürdürür ve küfürde ısrar ederek sizden önceki kavimlerin akıbetinden ders almazsanız, sizlerin sonu da bir felâket olur ve bu yaptıklarınızın karşılığını görürsünüz" buyurmaktadır.


Ayetteki "halifeler" sözcüğü "arkadan gelenler" demektir. Bu sözcükle muhataplara kendilerinin daha evvel yaşamış toplumlardan, medeniyetlerden sonra getirildiği ve kendilerinden sonra da başkalarının getirileceği mesajı verilmektedir.*



*İşte Kuran, Fatır Suresi


Site Haritası
Takvim